Cumhurbaşkanı ve Tek Millet

Cumhurbaşkanı ve Tek Millet

cumhurbaskaniCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, alanlarda söylüyor:

“Tek millet… Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, …. kim varsa hepsi aynı. Yaratılanlar… Yaradandan ötürü severiz hepsini.”

Cumhurbaşkanı bu sözle kendisini destekleyenleri zihnindeki Yeni Anayasa’ya hazırlıyor. Bildiğin siyaset yapıyor.

Ama işin içine yaratan, eşitlik, sevgi sözlerini katıyor; bildiğimiz siyaset, din ve duygu seli içinde yuvarlanıyor.

Ve bir anda “tek millet”, Mısır’da Mursiciliğin dört parmaklı el işaretinin birinci parmağı olarak, islami enternasyonalizme bağlanıyor.

*

Doğru, bizim ihtiyacımız tek millet olmak.

Ama Cumhurbaşkanı Türk’ü etnik gruplardan bir grup olarak sayınca işler değişiyor. Millet, milletliğini yitiriyor.

Cumhurbaşkanı bunca zamandır sayıp döküyor; hiç Türkmen-Yörük demediğine göre, herhalde Türk’lüğü bu etnik kökenlerle bir tutuyor. Hem bilimsel hem tarihsel hem de büyük siyasal hatası ve elbette siyaseti burada ortaya çıkıyor.

*

Cumhurbaşkanının güttüğü siyaset, kabul edilemez bir siyaset. Nedeni, tek millet ile kastettiği gelecek.

Bizce doğru siyaset şu:

Evet, tek millet…. Türkmen, Yörük, Kürt, Laz, Çerkez…. kim varsa hepsi aynı… Hepsini aynı severiz. Çünkü biz insanı severiz, yaradandan ötürü severiz, mutlu geleceklerini birlikteliklerinde görürüz; hepsi birlikte oluşturduğu Türk milletinde! 

Başka başka kökleri, birbirinden farklı inanç ve mezhepleri, birbirinden ayırmadan aynı biçimde kabul ederiz. Irk farkı, din, dil farkı, sınıf farkı bilmeyiz; herkesi kişilikleri ve yetenekleriyle görmekle yetiniriz. Herkes, kişiliği ve yeteneğiyle eşitçe var olsun diye, hepimiz Türk milleti olarak birlikteyiz.

*

Cumhurbaşkanı Türk’ü etnik topluluklardan bir topluluk diye ilan edince, ortaya çıkan soru “bizi birleştiren ne?” sorusu… Tamam, Yaradan’ın çocuklarıyız; ama hemen şimdi, bu dünyada, günlük yaşamımızı nasıl sürdüreceğiz?

Cumhurbaşkanının siyaseti işte bu soruya vereceği yanıtta gizli.

Bir konuşmasında ipucunu vermişti. Hem de Mustafa Kemal Atatürk’e atıf yaparak söylemişti. Demişti ki, bunların hepsi “anasır-ı İslam”, yani İslami unsurlar. Saydığı ve sevdiği farklı etnik toplulukların birleştirici özelliği İslam dini.

Cumhurbaşkanının Türk’ü milletlikten kovma amacı, başka başka unsurları “dinle birleştirmek” niyetinden ibaret. Yani Türkiye’de birliği din temelinde sağlamak.

Bu durumda ortaya çıkan birliğin adı çağdaş anlamıyla millet değil, İslam inancında millet ile kastedilen şey, yani ümmet.

*

Çağdaş anlamıyla millet, yani Türk milleti, ulusal devleti kurmayı mümkün kılan madde.

İslami anlamıyla millet, yani ümmet ise, ulusal devleti ortadan kaldırıp din-bağlı devleti kurmayı mümkün kılacak olan şey.

Siyaseti çıplak haliyle görmenin yolu, sözleri kutsal din ve yüksek duygu yüklemelerinden kurtarmak. Siyasetçi bu kolaylıklardan hiç vazgeçmeyeceğine göre, ona “sözlerine böyle yüklemeler yapma” demenin anlamı yok. İş başa düşüyor; çare yok, ayıklamayı kendimiz yapacağız.

*

Ümmet uğruna Türk milletinden vazgeçmenin sonu yok diyemeyiz. Bir sonu var. İşte orta doğu ülkelerindeki durum. Din temelindeki birliğin, diniyye birliğinin sonu, mezhepler arası sonu gelmez savaşlardır. Mezhebiyye, mezhepçilikle gelen düşmanlıklar. İran’ın Irak’la sekiz yıllık savaşı gibi, Irak ve Suriye’de yaşanan katliamlar gibi vahşete kapı açmak. Ülkeyi “barış ve demokrasi” ihracatçısı sözde “uluslararası toplum” askerlerinin işgaline açık bir arenaya dönüştürmek.

Ulusal devletten vazgeçmenin de bir sonu var. İşte Yugoslavya’nın durumu. Yugo-slav ulusallığından vazgeçişle birlikte geriye kalan şey Sırplık, Hırvatlık, Boşnaklık, Arnavutçuluk. Bizde Türk milletinden vazgeçmenin sonu böyle bir şeydir; Türkmenlik, Kürtlük, Çerkezlik, Lazcılık …. Kısacası etnikçilik gütmektir. Bunun sonu mu? Her bir milliyete kota vermeler, sonra da her birini diğerinden kantonlaştırıp ayırma planları. Bunun için de ulusal hakları mavi berelilere, BM, NATO kuvvetlerine ellerinle teslim etmek.

*

Cumhurbaşkanı alanlarda “tek millet!” dediğinde, alanlardan yürekten destek geliyor.

Ama bu destek onun “ümmet” zihniyetine değil, Türk milleti kavrayışınadır.

Bize düşen görev, bu büyük kavrayışın, bulanıklaştırılan sulardan çekip çıkarılmasına yardımcı olmak değildir de nedir?

*

Sahi, şimdiki seçimlerin yarışçılarından CHP ile MHP, bu görevi bir yana bırakıp, neden emeklilere ikramiye yarışına girdiler? Bu çok önemli konuyu neden lojistik projelerin ardına gömdüler? Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi rejim üstüne kavga ederken, onlar neden geçim üstüne düştüler? Bu durum bir “seçim stratejisi” hatası mı, yoksa rejim tercihlerine birşeyler mi oldu!

Prof. Dr. Birgül Ayman Güler

Henüz Yorum Yapılmamış

Yanıt Bırak